NEFSİN ÖLÜMÜ

 

Büyük sabrın başındayız. Kendi iradesi ile ve rıza-i Barî için yemeden, içmeden, fena sözden, cinsel arzulardan, kalbin dünyaya dönmesinden kesilme vakti gelmiştir. Alemde insandan başka yemeden, içmeden ve fena sözden kesilen bir mahlûk bilmiyoruz. Denilecektir ki, “yeme içmeyi anladık, ama fena söz nereden çıktı?”.  

Kur’an’da “savm” kelimesiyle verilen oruç ibadeti Meryem sûresi 26. Ayette “konuşmama”yı da içerecek şekilde tefsir edilmiştir. Kur’an’a göre Hz. Zekeriya ile Hz. Meryem susma orucu tutmuştu: “(Zekeriya A.S): “Rabbim, bana bir delil (işaret) kıl (ver).” dedi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “Senin delilin (işaretin), insanlarla üç gece normal (sağlıklı) olduğun halde konuşamamandır.” (19 Meryem 10); “(Meryem’e dedi) Bundan sonra eğer beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle: “Muhakkak ki ben, Rahmân’a (konuşmama) orucu nezrettim/ innî nezertu lir rahmâni savmen. Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım” (19 Meryem 26).

Hanımı kısır olan Zekeriya’ya, eşi olmayan Meryem’e Rabbin bağışı olarak verilen çocukla birlikte saflık, temizlik ve izzetin emaresi olan suskunluk örtüsü indirildi. Sebeplerden müstağni olan Allah’ın işini idrak edemeyen ahalinin yanında, müdrik iki kul olan Zekeriya ve Meryem’e temyiz ve temkin makamı veriliyordu. Oruç da dünyaya, masivaya, malayaniye, sebeplere mahkum algılara bir kalkandı. Temyiz, doğruyu yanlıştan tefrik gücü; kavrama, muhakeme, bilgiye vasıl olma kabiliyetidir. Kıllet-i taam ve kıllet-i kelam sahibi ol ki, melekut alemin kapıları açılsın, denmişti. Temkin ise, hükümde acele etmemek, aklın sınırlarını aşan bir hakikatin varlığını idrak ederek davranmak, kamil bir kanaatla hükme varabilmek demekti. “Nasıl olur da kısır bir adamın ve kocasız bir kadının çocuğu olur”, diyerek yükselen dünyevilik, maddeye bağlı sebeplilik, orucun içinde ulvîleşmiş insana Allah’ın sebebleri aşan bahşi ile kırılmaktaydı. Adanış haline gelen sükût; şehvetin, midenin ve dilin iştihasına indirilen suskunluk; kalabalıkların arzulara esir, tutkulara mahkûm reziletinin yüzünde patlıyor. Mucize'yi çocukta görenler, Meryem ve Zekeriya'nın adanışındaki icazı kaçırmaktaydılar. Orada arzuları ve ihtirasları öldürülerek Allah'ın Hayy ismi ile dirilen iki insana dair mucize vardı.

Nefs, ölmeden önce öldürülüyor. “Ölüm”le mahrum kaldığı zevklerden kurtarılıyor. Dolayısıyla acı, yokluk, mağduriyet, mahrumiyet, incinme hislerinden uzak olan ölüm hali ile insan yaşam halinden daha üstün bir mertebeye çıkıyor. Zevk, acıya batmaktan başka bir şey değildir ve ancak cahil adamlar onu arzu edilmeye değer bir nesne olarak elde etmeye uğraşırlar. Oruçlu adam, zevk diye nitelenen ve acıdan başka bir şey olmayan rahatlığa muhtaç değildir. Bedenin susuz dudaklarında, ruhun maddiyata üstün çıkan mürebbî ve mukavim haleti vardır; orada Samediyet tecellilerinden bir cilve vardır. Samediyet, her şeyin Allah’a muhtaç olması Allah’ın ise hiçbir şeye muhtaç olmaması demektir. Oruçlu, fıtrî ihtiyaçlarına gem vurarak acizliğinin tefrikini yapar; ihtiyaçlarını giderecek olan kudreti sonsuz, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyden müstağni Allah’tan ihtiyaçlarını ister ve O’nun kudretine dayanır; “iyyake na’budu ve iyyake nestaîn” tevhidine varır. Samed olan Sensin, muhtaç ve fukara olan biziz, der. Bu nedenle oruç bir sabır ve tevekküldür. “Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler” (64 Teğabün 13), ki bu sabrın sonunda sana verilecek! Umulur ki takvaya erilecek, denmiştir.

Savm zahirde değil batında işlenen bir ibadet. Kötülükle karşılaştığında, nefsine “ben oruçluyum”; sana cevap vermeyeceğim, bir siperdeyim, diyecek. Nefsinin kabalıklarını bir ağaç dalını mızrak gibi yontarak incelten mücahidin savaşı beklediği durak. Burada nefsin zaptiyesiyim, açlığın elemini duymakta isem de güneş gurup etmedikçe metanetten sıyrılamam azametine vasıl edilir. “Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir” (2 Bakara 153) buyurulmuştur. Ayetteki Sabır, oruçtur. Böylece fakirliğini anlayacak, fukara ve miskinlere dönecektir. Bir yudum su, bir kuru ekmeği saray sofrası gibi görecektir. Okunan ezan, yakıcı kasırgalarda sinmiş bir orduya “kalk !” borusu olacaktır. Ey fakir ekmeğine rıza gösteren, kalk! İnsanlık kadrosuna dahil ol! İstiklaline sahip çık, yaradılış iradeni kazan, benlik ve enaniyet hummasına yakalanmış ferdiyetinin müstağnilik kozasını yırt. Manasını arayan tüm muhtaçlar gibi dua et, yakınlaş, ki sana ehemmiyet verilsin. “De ki: duâ ve (iltica)nız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” (25 Furkan 77). Oruç, adamın sükût ağzında gülümseyiverir. Dudaklarda bağlanışın terennümleri, zikir ve dua. Allah, bu adanışı sevmektedir. Meleklerle bir hubb yeryüzüne inecektir. Şeytan'ın zincirleri ağırlaşmaktadır şimdi.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !