FIKIHLA YAŞAMAK

 
 

“Gayrimüslim Zeyd bir yerde dükkan açıp bakkallık etmek istediğinde o yerde bakkallık yapan Müslümanlar sırf zimmî olduğu için dükkan açamazsın diyerek dükkanın açılmasına "şer’î/hukuki bir dayanağı olmaksızın mani olmaya kadir olurlar mı? el-Cevap: Olmazlar.”

“Ahalisi topluca zimmîler olan ve bir şehrin yakınında olmayan karyenin ahalisi bağlarının üzümlerinden hamr yapsalar ve birbirlerine satsalar bunlara taarruz olunur mu? el-Cevap: Olunmaz". (Çatalcalı Ali Efendi'nin 'Fetava-yı Ali Efendi' kitabından- araştıran: Doç. Dr. Muharrem KILIÇ-  OSMANLI FETVA LITERATÜRÜNDE GAYRIMÜSLİMLERE TANINAN DİN VE İBADET ÖZGÜRLÜĞÜ- İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy.13, s. 63-82, 2009). 

İslami açıdan problemli bir hayat tarzına sahip insanların yapıp ettiklerine tahammül etmeli mi etmemeli mi sorusundan hareketle bir tartışma olgunlaştı. Bu tartışmada fıkhın temel alınarak günahkarların yaşam biçimlerine müdahale edilmesi gerekliliğini savunanlar Müslüman toplumların 1400 yıllık fıkıh geleneğine yaslanmış olmaları nedeniyle haklı görünüyorlar. Dolayısıyla topluma dizayn vermeyi istedikleri ve Müslümanların bu dizayn içinde Cumhuriyet dönemi boyunca ortaya çıkmış mağduriyetlerine cevap üretmek yolunda gayrete geldikleri açıktır. İlk elde bu gayretin haklı çıkış noktalarına istinad ettiği de söylenebilir. 

İslam tarihi açısından Allah Resulü (asv) Medine'ye hicret etmeden bir fıkıh hareketinin başlamamış olması, fıkıhın yaşayan/ içtihat eden/ topluma önderlik eden biri ile temsil edildiğini gösteriyor. Müslüman bir toplum ortaya çıkmadan Müslüman bir fıkhın zuhur etmediğini görüyoruz. Fıkıh, bir posta hareketi değildir. Yani Allah Resulü nasıl Kitab'ı getirmekle sadece beyanı ulaştırmakla iktifa etmemiş; onu yaşamış, içtihad etmiş, hükmetmiş ise; fıkhı da bu kitabtan çıkarmış, yaşamış/içtihad etmiş/hükmetmiş olduğu üzere hayata kavuşturmuştur. Dolayısıyla yaşayan fakihler ve müçtehidler olmadan, islam toplumu özelliğine sahip talipliler olmadan, fıkhı toplumu belirleyen kılmak, fıkhın metodolojisine aykırı bir şeydir. 

Fıkhın fıkıhı yaşamak için biraraya gelmiş, tarihe çıkmış bir islam toplumunu temel aldığı unutulmuş görünüyor. Müslüman toplumların ibadetini, estetiğini, ticaretini, içtimai alanlarını tanzim edecek bir fıkhın önce Müslüman toplumun var olmasına ihtiyaç duyması gerekli iken, onun bu gerçekliği temel alınmayacak şekilde kullanılmasının toplumun üzerinde otoriter bir baskı mekanizması kuracağı unutuluyor. "Fıkhın yaptırım gücünden bahsetmek" bu ülkede din ile toplum arasında geliştirilecek yeni bir gerilimin kaynağı haline gelecektir.

Fıkıh ilminin konusu hakkında fıkıh usulü kitaplarında bir tarif var: helal, haram, mekruh ve vâcib olma yönünden insanların işlerine ait hükümler ve bunların dayandığı delillerin ortaya çıkarılması. Bu tanıma rağmen fakihlerin fıkıh usulünde bahsetmeyi gerekli görmedikleri önemli iki ayrıntıdan bahsetmek gerekir. 1) İslam toplumları fıkıhla kurulmamışlar, Müslümanca yaşanacak öznel alanlarla inşa olunmuşlardır. Buna göre Allah Resulü'ne inzal olunan kitap da öznel alanın inşasına göre dereceli bir tasavvur getirmiştir. Aslında fıkıh öncelikle Müslüman toplumun varolma meselesinin gereği olarak hayata geçmiştir. Yine bu fıkıh Hz. Peygamber Mekke'ye hicret etmeden şekillenmiş birşey olmamıştır. 2) İslam fıkhının daha temelli bir özelliği de fıkhın "yaşayan imam"ın yani fakihin içtihatlarına dayanması gereğidir. Dolayısıyla kitaplarda kalmış yer yer birbiriyle çelişmeli bir fetva arşivine "yaşıyormuş" muamelesi yaparak toplumun huzuruna yaptırım gücü ile çıkmak islamla zulmetmekten başka bir netice vermeyecektir. Müslümanlar fıkhı yaşayan müçtehitlerden almışlardır; ki bu mevzuuda ilk fakih de Resulullah (asv)'dır. Bu şartlarda aramızda "yaşayan Fakih" var mıdır? Bu makamı kim temsil etmektedir? 

Fıkıh insanların belirlenmiş bir fıkıh külliyatı ile yaşamayı akdetmeleri gereğini de önümüze bir sorun halinde getirmektedir. Fıkıh insanlara Osmanlı zamanında bir seçme özgürlüğü vermişti. Hangi fıkıhla yaşamak istiyorsun? sorusu tüm toplumsal kesimlere sorulmaktaydı. Fıkıh hareketini gündeme getirenlerin önce insanlara hangi fıkıhla muamele edilmek istediklerini sormaları gerekmez mi? Türkiye'de Müslümanların ortak müşterekleri olan bir fıkıh zemini kurulmadan; sivil toplumu inşa edecek yaşanan bir fıkıh geleneği oluşmadan; ahlâkî-ticari-beşeri müesseseleri ve içtimai hayatı belirleyen "sosyal icma"ya ulaşılmadan fıkhı merkezi belirleyene dönüştürmek sırayı şaşırmak değil midir? 

 

Osmanlı'nın çok kültürlülüğüne ve çok hukukluluğuna bugünlerde nasıl da muhtacız. Yukarıda aldığım fetvalar günahla seçme hakkı arasındaki ilintinin Osmanlı'da nasıl çözüldüğünü anlatıyor.  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !